Gönderen: Admin | Kasım 15, 2009

Sordum Kara Çiçeğe – Nihat GENÇ

Sordum Kara Cicege

Psikoz’ denilen bir hastalık, balığı ağzına saplanmış olta gibi insan beynine saplanmış ve bu saplanan şey o insanın merkez üssü haline gelmiş. Anlamadınız mı, halk arasında ‘psikopat’ derler, şu Falkonetti’yi hatırlayın, dünya değişse hayatları değişmez, imkanlar-durumlar-olaylar değişse Falkonetti’nin ‘kötücül saldırgan intikam’ duygusu değişmez, hani ‘musallat’ oldu gitmiyor derler, psikoz aynen böyle bir şeydir, önlem alınmazsa musalla taşına kadar musallat olur başınıza.İnsanlık için en acıklı durumdur, örgütlerde, ataerkil yapılarda, totaliter yapılarda, otoriter düzenlerde, cemaatlerde çokça karşınıza çıkar..

Yani ‘insan özgürlüklerinin sınırlandığı’, yani ‘İfade özgürlüğünün olmadığı’, yani insanın kendini kimliğini ifade edip gerçekleştiremediği her yerde, yani ‘baskı altında bir şeyleri tutmaya başladığınızda’ ortaya çıkar.Velhasıl çağımızın en dehşetengiz hastalığıdır. Hani, ‘adam kafaya koymuş’ dersiniz, tam böyle değil, kafaya koyulmasına koyulmuştur, ancak adamın onu kendi gücüyle ‘kafasından çıkarma gücü’ yoktur, bu yüzden tedavi mecburdur.

Nihat Genç’in ‘Sordum Kara Çiçeğe’ adlı son kitabını almak için tıklayın.

mehmet Gumus

Memleket sathında adeta ünlü fabrikası görevi gören birçok yöremiz vardır ki, bunların bir tanesi de Ordu’dur. Öyle ki; müzikten politikaya, tiyatrodan futbola kadar çeşitli alanlarda birçok Ordu’lu biliyoruz. Kadir İnanır, Halit Akçatepe, Erdoğan Arıca, Hilmi Güler, Burçin Birben gibi isimler bunların yalnızca birkaçı. Lakin Ordu’lu dostlarımın da bahsi vesilesiyle dikkatimi çeken bir konuda kısa bir araştırma yaptım ve  neticesinde gördüğüm manzara, samimi bir müziksever olarak beni hayal kırıklığına uğrattı. Zira sanat; uğruna soyunulan, sansasyon patlatılarak zirve yapılan, şişirme promosyonlar veya basit çıkar ilişkileriyle yürüyen bir çark değil; bilakis bilgi, yetenek, üretkenlik ve samimiyet zinciriyle sağlamlaşan bir yaşam tarzı, hayat kaynağı manasındadır bir çoğumuza göre. Fakat görünen o ki, toplum olarak hala sanatın da sanatçının da ne veya nasıl kavramlar olduğuna veya olması gerektiğine dair pek fazla fikrimiz yok.

 

Gerçek sanat adamları, el ve gönül birliği ile ürettikleri değerli eserler üzerinde fikir beyan ederken, işin mutfağında sanat üretmekle meşgul olan asıl kahramanları değil es geçmek, hep saygı ve şükranla el üstünde tutmayı yeğlerler. Üretkenlikle birlikte icra da meşakkatli, bilgi ve yetenek isteyen bir husustur. Üretkenlik ve İcra, bunların her ikisini çalışmaları çerçevesinde harmanlayarak kendine has bir mükemmelikle gönüllere armağan eden bir usta, Mehmet Gümüş. O da bir Ordu’lu.,

Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | Ekim 25, 2009

Küresel 350 Hareketi

350 Global Gezegenin içinde bulunduğu tehlikenin farkında olanlar için "350" hayati bir sayı

Bu durum biraz garip çünkü bundan 22 ay önce 350 sayısının hiçbir özel anlamı yoktu.

Ancak Aralık 2007′de NASA’dan Jim Hansen San Francisco’daki bir toplantıda özel bir slayt show düzenledi. Hansen, uzun bir süredirKuzey Kutbu’ndaki buzulların ani bir şekilde erimesinin ne anlama geldiğini düşünüyordu.

İklim konusundaki bilgileri biraraya getiren Hansen ve ekibi gezegen için tehlike sınırlarını belirleyebilecek duruma geldiler. O da atmosferdeki karbondioksit oranının 350 ppm’in üzerinde olması idi… Eğer 350 sınırını geçersek iklim değişikliğinin önüne geçmek mümkün olmayacak. Araştırmanın özetinde bu durumu şöyle anlatıyorlardı: "350 ppm’in üzerine çıkmış bir gezegende şu andaki gibi bir hayat sürdürmek mümkün olmayacak."

 

Ne yazık ki şu anda gezegenimiz 350 sınırını geçmiş durumda, ve bu sayı giderek artıyor. Bu noktada gezegen üzerindeki tüm ülkelerin ve bireylerin atmosfere bıraktıkları karbondioksit oranını çok acil azaltması gerekiyor.

Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | Ekim 25, 2009

Babutsa

Babutsa Dikenli IncirResimde de görüldüğü üzre ’babutsa’; bildiğimiz dikenli incir. Durup dururken nereden mi çıktı? İzah edeyim.

 

Bu sıralar yogun operasyonların haricindeki günlerde iznimi cumartesi günleri kullanıyorum. Bu cumartesi, son zamanlarda geçirdiğim en hantal, en bezgin cumartesi oldu. Hani TV’ye sık sık konu malzemesi olan, hayattan bütünüyle izole olmuş, televizyonun radyoaktif büyüsüne kendini kaptırıp giden, fotosentezle beslenen tipler vardır ya. Kendimi bu moda soktum bu hafta sonu her nedense?

 

Guruldayan karnımı susturmam gerekiyordu, izliyor olduğum dizi tekrarlarına bu açlıkla konsantre olamıyordum (muhteşem bir gerekçe). Bütün enerjimi toplayarak kalktım ve pakette yarım kalmış makarnayı çıkarıp haşlarken müziğe hassas kulaklarım çok hoş bir melodi ve güzel bir sese takıldı.

 

Yanayım yanayım, ateşlerde yanayım

O kırmızı dudağından bir öpücük alayım.

 

Sanat ve karakter kirliliğinin gırla gittiği memlekette, bilinçaltını kirletememek için, öylesine açılmış TV’de, radyoda çalan müziğe bile kulak kabartırken seçici olunması gerektiğini düşünürüm. Fakat kulağıma gelen bu melodi, bu şarkıyı söyleyenin kim veya kimler olduğunu öğrenme gereksinimi doğurdu. Şarkıyı merak ve keyif içinde dinledikten sonra öğrendim ki, ‘Babutsa’ adlı bir grup seslendiriyor şarkıyı.

Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | Ekim 25, 2009

Domuz Gribi (H1N1) ve Korunma Yöntemleri

 

domuz_gribi Nasıl bulaşıyor?
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hızır Yılmaz, hızlı veya zor nefes alma, huzursuzluk, vücutta solgunluk ya da morarma, beslenememe ve uykuya meyilin domuz gribinin belirtileri olabileceğini söyledi. Yılmaz, ateşle beraber döküntü gibi belirtilerinin olmasının ise durumun aciliyetini gösterdiğini dile getirdi.
Domuz gribinin normal griple aynı şekilde bulaştığını belirten Dr. Yılmaz, grip virüslerinin insandan insana öksürük, hapşırma ve temas yoluyla geçtiğini ifade etti.
Virüslü ortam, eşya, atık veya materyalle temastan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabildiğine dikkat çeken Yılmaz, “Hastalar virüsü, belirtileri başlamadan 1 gün öncesinden belirtilerden sonra bir hafta daha bulaştırmaya devam ederler. Öksürük ve hapşırmayla çevreye yayılan damlacıklardaki virüsler, ne kadar süreyle canlı kalabileceğini etkileyen ısı, nem oranı, yüzey niteliği gibi pek çok faktör söz konusudur. Bu nedenle hasta karantinaya alınmalı temas edenlerde maske kullanmalı sık el yıkayarak hijyene dikkat edilmelidir.” dedi.
Domuz gribi belirtileri hakkında da bilgi veren Uzman Dr. Yılmaz, domuz gribinin belirtilerinin diğer griplerle benzerlik gösterdiğini ifade etti. Yılmaz, virüslü ortamla temasta bulunanlarda 7 gün içinde 38 dereceyi geçen ateş, boğaz ağrısı, halsizlik, ishal, kusma, kas ağrıları gibi gribal şikâyetler görülebileceğini bildirdi.
Domuz gribi şikâyetlerinin normal grip, soğuk algınlığı, bronşit veya zatürre gibi hastalıklarla benzer belirtiler gösterdiğini vurgulayan Yılmaz, bu gibi şikâyetleri olanların hemen paniğe kapılmasına gerek olmadığını kaydetti. Riskli teması olanların koruyucu ilaç tedavisi almasının faydalı olacağını aktaran Yılmaz, “Hastalık hafif belirtilerle ayakta da atlatılabilir. Çocuklarda hızlı veya zor nefes alma, huzursuzluk, vücutta solgunluk ya da morarma beslenememe, uyarılara cevapta azalma ve uykuya meyil, ateşle beraber döküntü gibi belirtilerin acil durumu gösterir.” diye konuştu.
DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMA YOLLARI Tamamını Okuyun…
Gönderen: Admin | Eylül 13, 2009

Avamın Ramazan Açılımı

IMG_0019

 

Hükümet milletin anlam veremediği derecede bir azim ve kararlılıkla sözde demokratik açılımlar peşinde koşadursun, bu memleketin insanları o açılımı kendi arasında yapalı yüzyıllar oldu. Siyasetin pisliği, siyasetçilerin kendi hırsları uğruna yarattıkları nifak tohumları bu halkın üstüne bulaşmadıkça da bu durumun değişmeyeceğine dair inancım büyük.

 

Hayat yalnızca çalışmaktan ibaret değil. Akıllı yöneticilerin de hep savunduğu tez; Ara sıra baltayı bilemek lazım. Gerek ramazan çoşkusunu daha derinden tadabilmek, gerekse gurbette büyüyen memleket ve memleketli hasretini bir nebze dindirebilmek adına geçen hafta İftar saatinde soluğu Sultanahmet Meydanında aldım. Yer bulabilen seyyar lokantaların masalarında, bulamayanlar veya daha rahat bir iftar etme düşüncesinde olanlar ise çimlerin üzerine serdikleri sergenlerin minderlerin üstünde, büyük bir huşu ile ezan-ı muhammedi’nin yankılanışını gözlemekteydi. Ezanla birlikte dualar edildi, sıcak havanın verdiği dayanılmaz hararetin de etkisiyle sular büyük bir iştahla yudumlandı ve oruçlar açıldı. İstisnasız herkesin yüzünde hoş bir tebessüm ve huzur.

 

- Afedersiniz, tuzunuzu alabilir miyim?

- Elbette buyrun,

- Çok sağolun, siz de şu tatlılardan almaz mısınız? Bizim memlekete hastır.

- Çok teşekkürler, Allah kabul etsin.

- Amin cümlemizinkini inşallah.

 

Omuz omuza vermek, paylaşımcılık, kültürel açıdan ortak paydalar, milli birlik ve beraberlik… Ezan okunurken herkes ellerini semaya açtı ve dua etti. ‘Ya Rabbi. Sen bu mübarek günün yüzü suyu hürmetine, sofrasında katıksız ekmekle iftar edenlere Halil İbrahim bereketi nasip eyle’. Kimse ‘Allahım fakirlerin sadece Türk olanlarına nasip eyle’ demedi, ‘Ya Rab, sen bu mübarek günün yüzü suyu hürmetine kendi federasyonumuzu kurmayı nasip et’ de demediğine eminim.

 

Sultanahmet meydanında o gün Türk de vardı, Kürt de, Laz da vardı, Arap da, Çeçen, Kabardey de vardı, Zaza da. O gün orada olup da bu mükemmel tablodan her yıl aynı derece etkilemeyen bir insan olmadığına şüphem yok. Muhtaç olduğumuz kudret gerek damarlarımızdaki asil kanda, gerekse köklü kültürümüzde, inancımızda fazlasıyla mevcut. Devletin milletten ibaret olduğuna ilişkin tanım, sadece okul kitapları üzeride kalmayıp aksiyona dönüştüğü gün, kültür ve inanç zengini bu millet açılımın ağa babasını gerek içerdeki, gerek dışardaki kargaşa dövüş şakşakçılarına ısıtıp ısıtıp öğretmesini bilecek niteliktedir.

 

Yüce Allah fitne çıkarana da, fitneye ayak uydurana da fırsat vermesin.

My blood is frozen when i watch this video like thousands of people… So what do you feel?

The world is still blind.

The world is still deaf.

The world is still quite against that bloody violence.

What is the acceptable reason to kill an human brutally like this video? War? Racism? Social chaos? Hatred? Or what?

Which civilization or which conscience may be silent against that wildness? What is the reason of this silence? So It is the reason that victims are Turkish?

Why we don’t see any defencer of Human Rights or proud privates of Democracy? Where you? Where is your voices? Where is your humanity? Where is your impartial media?

Are you still quite? What a nice standing, like you deserve, like in your history…

**************************************************************************************

Ben bu videoyu izlerken kanim dondu, tıpkı binlercesi gibi… Peki siz ne hissettiniz?

Dünya hala kör.

Dünya hala sağır.

Dünya hala bu kanlı şiddete karşı sessiz.

Bir insanı tıpkı bu videoda olduğu gibi vahşide öldürmenin geçerli sebebi ne olabilir? Savaş? Irkçılık? Sosyal karmaşa? Nefret? Ya da ne?

Hangi medeniyet ya da hangi vicdan bu vahşet karşısında sessiz kalabilir? Bu sessizliğin sebebi nedir? Yoksa sebep kurbanların Türk olması mı?

Neden hiçbir insan hakları savunucusunu veya demokrasının onurlu neferlerini görmüyoruz. Neredesiniz? Sesiniz hani?

Hala suskun musunuz? Ne hoş bir duruş, hakettiğiniz gibi, tarihiniz gibi…

Gönderen: Admin | Temmuz 14, 2009

Subjektif Yönetici Duruşu

 

fail11

Bir cümleyle özetleyecek olursak, kurum dahili entellektüel sermaye’yi yerle bir eden faktördür. Bu duruş öznel kararlar ve stratejiler doğrultusunda personel gücünü pozitife çevirme olasılığını sıfıra indirirken, işletmenin rotasını kurumsallaşma yolundan saptırıp uçurumun kenarına getirebilecek nitelikte bir dezavantajdır. Bu duruşun mimarı da elbette ki kurumun işgücü ve beyin potansiyelini öznel çerçevede bir veya birkaç pozisyonun tekeline kayıtsız şartsız sokan bilgisiz veya deneyimsiz yöneticilerdir. Peki bir yönetici neden bilerek yaş tahtaya basar?

Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | Temmuz 11, 2009

Boş Mezarlar Şehri – Srebrenitsa

bosna LiveImages_Foto Haber_Srebreniça katliamının 14. yılı_R11104249

 

1995 yılı, medeni! Avrupa’nın utanç yılıydı. Öyle ki, burunlarının dibinde 3 yıldır olup bitenlerden habersiz üç maymunu oynadı bu kıtadaki medeniler. Dünyanın dört bir yanındaki güçlüler, emperyaller, insan hakları savunucuları, yılmaz demokasi bekçileri de kayıtsız şartsız sessiz destek vermekten geri durmadı hem bu sessizliğe, hem eli kanlı soykırım aktörlerine…

 

LiveImages_Foto Haber_Srebreniça katliamının 14. yılı_F111003560

Bugün bu katliamın 14. yıldönümü. Sözüm ona medeni avrupa hala demokrat, hala güçlü, hala mağrur. 8300 katliam mağdurundan geriye kalanların ise hala gözü yaşlı, hala üzgün. Avrupa’nın orta yerindeki bu utanç ise, emperyal medeniyetin kaynağının kara bir nişanesi olmaya dünya durdukça devam edecek, ta ki katliamı yapanlar, ve sessiz kalanlar bir gün pişmanlık ve utancı ciğerlerinde hissedene kadar…

 

Soykırıma kurban gidenlere Allah (cc.) rahmet eylesin, yakınlarına sabır ihsan eylesin.

 

Resimler Alıntı: Sabah.com.tr

Gönderen: Admin | Temmuz 7, 2009

Ağır Beyanat

gidiyorum-deme

Aşk ki aşktır, varsa sonunda ziyan,

İstemem vuslatı, olsa da ayan.

Sevdamı tarihe eyledim beyan,

Mecnun’u, Leyla’yı kınasın diye!

Eski Gönderiler »

Kategoriler