Gönderen: Admin | Haziran 30, 2009

Virüslü Bünyenin Sıradan Üç Dakikası

stand-out-in-a-crowd

Hırt godamanlardan birinin nefesini ensesinde hissetti birdenbire. İrkildi… Öyle iğrenç bir kokuydu ki bu, topuğundan dizlerine kadar bulandığı boktan daha keskin, daha berbat… ‘Vay anasını..! Ben dizime kadar boka battım derken, öğüttükleri düzenin üresini halkın üzerine dökenler bu üreyle besleniyormuş demek..!’ diye düşündü… Ve hakikaten öyleydi… Arkasından takip eden ritmik  nefes alışverişlerin mecburi eşliğiyle önündeki ucu bucağı malum olmayan karanlığa yürümeye başladı düşünce karmaşası içinde.

Farkındalıksız yaşamanın özlemiydi köhne şarkılarda aradığı geçmiş. İçgüdülerin güdüsüyle attığı adımlar belki de en masum adımlarıydı ve bu gidişle hep geçmişte atılmış masum adımlar olarak kalacaktı bu denli kahpeliğin zamanla paralel hengamesinde. Sahi zaman ne ki? Mecburi rüyanın ossura ossura izlenen bir periyodu değil mi? Öyle mi? Yoksa nimetin kutsiyyetinin farkında olanlar için acı ile tatlandırılmış bir nimet mi? Düşünmediğinde sorusuz cevaplardan, düşündüğünde cevapsız sorulardan ibaretti kendi içindeki dünyası. Bir an düşüncelerinden sıyrıldı, ensesindeki nefesi, nefesin sahibini, nefesin sahibinin sahiplerini hatırladı, sağ elini sert bir yumruk yapıp dönecekti ki; vazgeçti… Yapamadı…Yapamazdı da… Gafletten yahut çaresizce ruhunu bedeninden sıyırmadan yapamazdı… Ey vicdanla karışık atalet, kutsal insan ruhunu götverene çeviren virüs… Lanet gelsin sana da, seni taşıyana da… 


Cevap bırak

Sizin cevabınız:

Kategoriler